Reklam
Bugun...
GEL DE YAZMA !?


DR. HASAN YAĞAR
 
 

facebook-paylas
Tarih: 01-12-2016 15:32

Sözümüze başlık olarak seçtiğimiz bu ifadeyi; milli ve manevi tüm duygularımızı allak bullak eden bir kahrı ifade etmek için söze başlamanın bir kapı aralaması olarak seçmiş olduk. Bunun detayını hep birlikte aşağıda okuyacağımızı ümit etmekteyim. Ama inanın bu girizgâh cümlesini oluşturmada bayağı zorlandığımı beyan etmeliyim.

Bu konuda hasbelkader yazmak istediklerimiz, bir yutturmaca olarak demokrasi havarisi kesilen Batılıların biz Doğuluları pervasızca aldattıkları ve adeta kedinin fare ile oynadığı gibi oynadığı üzerine olacaktır.

Yer Kürenin tüm nimetlerini kendilerine akıtmak üzere; vakti zamanında Osmanlı devletini şu veya bu vaatlerle içerden ve dışarıdan kendilerine maşalar bularak yıkmayı başaran Batılıların bu hırs ve ihtiraslarından bir türlü geçmedikleri ve dahi geçmek istemedikleri hemen herkesin tanık olduğu bir olgu olarak orta yerde arz-ı endam etmektedir.

O günkü günde Irak’ı, Suriye’yi, Libya’yı, Mısır’ı, Arabistan’ı ve daha nicelerini Osmanlı şemsiyesi altından ayartmak suretiyle koparmak için kimine menkul kıymetler kimilerine de mansıplar/Sultanlık-Krallık/ vaat ederek kendilerine ram etmişlerdi. Gel zaman git zaman o günkü maşaları yok olup gittikten ve yerine geçenlerin de kendilerini dinlemek istemediklerini anlar anlamaz demokrasi bahanesiyle ve dahi çok uzaklardan gelerek o belde halklarını iyi veya kötü kendilerini yöneten kişiler aleyhine kışkırtarak maddi-manevi neleri varsa hâke yeksan ettiler, Günümüz gençleri için söyleyecek olursak yerle bir ettiler. Haçlı oyunlarına hiç de farkında olmayarak alet olan o zavallı insanlar şimdilerde o beğenmedikleri güya despot yöneticilerini adeta mumla aramaktalar ama artık çok geç. Geçmiş ola demekten başka ne denebilir ki!

Şimdilerde Rahmeti Rahmana uçmuş bulunana Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adeta aslanın karnından çıkarırcasına bizlere armağan ettiği şu güzelim Türkiye’mize musallat olmuş durumdalar. Hemen burada ilave etmeliyim ki bu hususa sıkça vurgu yaptığım için bendenizi Kemalist olarak niteleyen yarenler olduğunu duymaktayım. Eğer gerçekleri yazmak buna vesile oluyorsa şerefle ve edeple haykırıyorum ki evet bendeniz bu manada Kemalist’tir.

Ama neylersiniz ki O müstesna insanın memleketi ve dahi Cumhuriyeti emanet ettiği bazı bedbahtlarımız şimdilerde Batılı saraylarında arz-ı endam etmekteler. Haçlılarca döndürülen dolapları ve çevrilmekte olan entrikaları bu sığınmacıların görmemesi asla ve kata mümkün olmasa gerek. Bu neye benzer biliyor muyuz? Annesine ve babasına darılan gencin düşman komşusuna sığınması demektir. İşte insanı kahreden de budur.

Geçtiğimiz tarihlerin birinde bir gazeteci-yazar bir TV programında adeta altını çizmek suretiyle bir Diyarbakır konferansında, katledilen Hırant Dink’in öğüt nitelikli olarak o yöre halkına hatırlattığı ve maddi değeri asla bulunamayacak olan bir sözünden bahsediyordu. Sırf bu ve benzeri sözlerinden dolayı katledildiğine inandığım Hırant Dink şöyle demiş: “Sevgili arkadaşlar! Sakın ola ki Batılıların yağlı ballı sözlerine inanmayın. Vakti zamanında biz Ermeniler de bunların cilalı sözlerine kanarak, o güne kadar devletimizin “Milleti sâdıka” diye nitelediği bizler o güzelim devlete isyan ettik. Şimdilerde, bizi ayartanların hiç biri yanımızda yok. Aman ha aman dikkat edin”.  Peki, daha ne desin o merhum. Ama gelin görün ki huylu huyundan vazgeçmez misali seçenler ve seçilmişlerin birçoğu bu entrikacılara umut bağlamış durumdalar.

Ne yazık ki bu umut bağlayıcıları arasında parti başkanlığı payesine yükselebilmiş insanlarımız dahi var. Bunlar o entrikacılara güvenerek devlete adeta meydan okudular. Sandılar ki o ağababaları onları kurtaracak. Ama şimdilerde o beğenmedikleri ve dahi beğenmek istemedikleri devletin himayesi altında olarak ve can emniyeti de garanti edilmiş bir şekilde, halkın ödediği paralarla beş yıldızlı oteller misali ceza evlerinde o meşum sonlarını bekleyip durmaktalar. Onlar sandılar ki biz böyle yaparsak halk ayaklanır ve hiç kimse bize ilişemez. Ne hikmetse bu zevat-ı muhterem oylarını alıp maroken kotluklara kadar gelip o Gazi Meclis’in salonlarında bu sayede kafa tutanlar, kendilerini seçenleri hiç de tanımamışlar. Bu durum merhum Bülent Ecevit’in bir yaklaşımı ifade eden şu sözünü hatırlattı: Merhum şöyle diyordu: “Türkiye halkı biz siyasetçilerin çok çok ilerisinde bulunmaktadır”. Aynen de öyle. O gün de böyleydi bu günde öyle. Eğer olmasaydı halk hem her şer dolu söze inanırdı hem de 15 TEMMUZ kalkışmasına siper olup 300’lere baliğ olabilmek trendi gösteren şehitler alayı oluşmazdı. Halka rağmen halkçılık asla mümkün değil. Bunun en büyük örneğini, o vakit merhum Atatürk göstermişti. Bu gün de o yolda yürüyenlerin başarılı olduğunu ve halkın kendilerini yalnız bırakmadığını ibretle görmekteyiz. Madem öyle herkesin bu yolu seçip halkını ve insanını iyi tanıması gerektiğini düşünmekteyiz. Zaten devletleri oluşturun öğelerden olmazsa olmaz olanı beşer/insan faktörü değil midir? Diğer temel öğelerden olan toprak/vatan ve egemenliği ve onun timsali olan bayrağı pek tabii olarak insan faktörü temin eder. Bize öyle geliyor ki bazı siyasetçilerin bu hususta biraz çaba sarf ederek hırs ve hayallerine kapılmamaları önem arz etmektedir.

Uzun lafın kısası; Batılı dostlarımız (!?) güzelim Türkiye’yi de Irak, Suriye ve diğerlerine benzetmek çabası içindeler. Her gün silah ve canlı bombalarını vatanımızın en ücra köşelerinden en kalbî noktalarına kadar her bir noktasına ihraç edip yönlendirmekteler. Tüm bu kahpeliklere rağmen kendini bilmez bazı yazar-çizerlerimizle mürekkep yalamış bazılarımız ve dahi bazı siyasetçilerimiz, onlardan gelen kandırmaca dolu draje sözlerine kapılabilmekteler. Bu yüzden rahmet-i Rahman’a uçmuş ve uçmakta olan şühedanın varlığı bunları hiç mi hiç ilgilendirmediği gibi kendilerinin gaflet ve dalaletten uyanmalarına da yetmiyor gözükmektedir. Ne diyelim. Yüce Yaratıcının kendilerine akıl ve izan bahşetmesini temenni etmekten başka elimizden bir şey gelmez ve gelmemektedir.

Bu söylediklerimiz haç ile hailin kavgasıdır. Tâ 1071’e dayanmaktadır. Ne zaman ki Anadolu’nun fethi ile birlikte Avrupa yolları İslam ordularına açıldı, hemen faaliyete geçen papazlar grubu, “La Question D’Orient”/Şark Problemi adıyla bir strateji geliştirdiler. Bu gün kapı komşumuz olan Yunanistan’ın Megalo İdea’sı (Büyük İdeal) da bu cümleden olarak geliştirilen bir strateji olup, Anatolia/Anadolu’nun istirdadı/geri alınması maksadına matuftur.

İşte tüm bunlar; Yunanistan’da olduğu gibi, hemen kreş yaşlarından itibaren evlatlarımıza, bulunduğu yaşın gereğine göre mutlaka anlatılmalıdır. Biz asla savaş tamtamlığı yapmak emelinde değiliz. Hani amiyane tabiriyle derler ya: “Kötü komşu insanı hacet sahibi eder”. İşte güzelim Türkiye Cumhuriyeti devletinin sahibi olan bizlerin bu yolu izlemesi elzemden öte bir gereklilik ifade etmektedir.

En son devletimizin ve dahi milletimizin ezeli düşmanları olan Batılılara kanmama zamanı gelmiş ve geçmektedir. Hemen herkes lütfen Tarih okusun. Padişah Abdülaziz’in öldürülmesi, 31 Mart vak’ası, fen ve diğer gerekli bilimleri öğrenip akabinde gelerek devlet hizmetinde kullanmak üzere Batıya öğrenci gönderen ve tahttan indirilmesinden hemen sonra devletin darmadağın olmaya maruz kaldığı II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi, Şeyh Sait İsyanı, bunlar ve daha benzerlerinin hepsi Batılıların oyun ve entrikalarıyla vücut bulmuş olaylardır. Bunların hiç birisi masumane halk hareketi değildir. Ermenilerin Kızıl Sultan diye niteledikleri II. Abdülhamit için 1905 suikastını tertiplemeleri ve başarılı olamadıkları için de o günün önemli isimlerinden olan şair Tevfik Fikret’in:” Ey avcı tuzağı kurdun ama ne yazık ki vuramadın” mealindeki hayıflanması gibi gafletlerin daniskası günümüz Türkiye’si üzerinde kol gezmektedir. Akılların başlara devrilmesi zamanı gelmiş ve geçmektedir.

Son pişmanlığın faturasının ağır olduğunu söylemenin bilmem gereği var mı?  Adamlar bizi de Irak, Suriye ve Libya’ya benzetmek çabasındalar. Bunun böyle olduğunu sağır sultan dahi duymuş iken her ne hikmetse bizdeki bazı gaflet sahipleri bir türlü uyanmak istemiyor gibiler. Bu insanlarımıza, merhum Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni bir kere değil çok kere ve üzerinde etraflıca düşünerek okumalarını tavsiye etmeye ne dersiniz? Sadece Hitabe’yi değil, eğer bu güne kadar okumamışlarsa NUTUK adlı eseri de okumalarını, okumuş olanların ise birkaç defa daha okumalarını tavsiye ederiz. Bu meyanda, Atatürk ilkeleri ile paralellik arz eden İslamî akideleri de elden bırakmamaları da bir gerek olarak yekdiğerini bütünleyici olması hasebiyle bir harmanlama yapmaları hem günümüz hem de geleceğimiz için karanlık yollarımızı aydınlatan birer fener olarak daima yanımızda ve yedimizde bulundurmamız gereken birer faktör olarak düşünülmeli ve bundan asla vazgeçilmemledir. Daha aydınlık günler için herkese selam, sevgi ve saygı ile.



Bu yazı 655 defa okunmuştur.

YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEM'DEN BAŞLIKLAR

Başkanlık İçin EVET mi ? HAYIR mı?


YUKARI